Miraç’ın Hakikati Nedir? Hz. Muhammed’in (SAV) Kâinatın Mertebelerinde Gerçekleştirdiği Ulvî Yolculuk
Miraç, Resul-i Ekrem’in (SAV) Allah’ın izniyle kâinatın farklı mertebelerini ve İlâhî rububiyetin çeşitli tecellilerini müşahede ettiği, peygamberlerle görüştüğü, semavâtı geçerek Kab-ı Kavseyn makamına ulaştığı ve Cenab-ı Hakk’ın huzuruna mazhar olduğu eşsiz bir yolculuktur.
Miraç’ın Hakikati Nedir? Hz. Muhammed’in (SAV) Kâinatın Mertebelerinde Gerçekleştirdiği Ulvî Yolculuk
Miraç hadisesi, İslam tarihinin ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (SAV) hayatının en büyük mucizelerinden biri olarak kabul edilir. Ancak Miraç’ı yalnızca göklere yükselmek şeklinde değerlendirmek, hadisenin taşıdığı derin manayı bütünüyle kavramaya yetmez.
Miraç, Resul-i Ekrem’in (SAV) Allah’ın izniyle kâinatın farklı mertebelerini ve İlâhî rububiyetin çeşitli tecellilerini müşahede ettiği, peygamberlerle görüştüğü, semavâtı geçerek Kab-ı Kavseyn makamına ulaştığı ve Cenab-ı Hakk’ın huzuruna mazhar olduğu eşsiz bir yolculuktur.
Bu büyük hadise, aynı zamanda insanın yaratılış gayesini, peygamberliğin mahiyetini, Allah’ın kâinat üzerindeki hâkimiyetini ve iman hakikatlerinin büyüklüğünü anlamak açısından da önemli bir yere sahiptir.
Miraç’ın hakikati yalnızca göğe yükselmekten ibaret değil
Miraç’ın hakikati, Hz. Muhammed’in (SAV) kemal mertebelerinde gerçekleştirdiği bir seyr ü sülûk olarak açıklanır.
Cenab-ı Hak, kâinatta birbirinden farklı isim ve sıfatlarını tecelli ettirmektedir. Yeryüzündeki canlıların yaratılışından gök cisimlerinin hareketlerine, insanın bedenindeki hassas dengelerden mevsimlerin değişmesine kadar bütün varlık âlemi Allah’ın kudret, ilim, hikmet ve rahmetinin farklı tecellilerini göstermektedir.
Resul-i Ekrem (SAV) ise yalnızca kendi kavmine değil, bütün insanlığa ve cinlere gönderilmiş umumî bir peygamberdir. Bu sebeple onun vazifesi de bütün kâinatla yakından ilgilidir.
Miraç, işte bu büyük vazifenin gerektirdiği şekilde, Peygamber Efendimiz’e (SAV) kâinatın farklı mertebelerinin gösterilmesi olarak değerlendirilir.
Allah’ın isimleri kâinatın her tarafında farklı şekilde tecelli ediyor
Kâinata dikkatle bakıldığında Allah’ın isimlerinin farklı varlıklarda ve farklı hadiselerde çeşitli şekillerde tecelli ettiği görülür.
Bir canlıda Allah’ın Hayy ve Muhyî isimleri daha belirgin şekilde müşahede edilirken, başka bir yerde Kadîr ve Hakîm isimlerinin tecellileri öne çıkabilir.
Gökyüzünün muazzam düzeninde Allah’ın kudreti ve azameti görülürken, insanın yaratılışındaki ince sanat ve ölçüde ilim, hikmet ve rahmetin izleri ortaya çıkar.
Bütün bunlar birbirinden bağımsız değildir. Hepsi aynı İlâhî hâkimiyetin farklı tecellileridir.
Miraç hadisesi de Hz. Muhammed’in (SAV) bu farklı tecellileri bir bütün halinde müşahede etmesi bakımından büyük bir anlam taşır.
Bir hükümdarın farklı makamları üzerinden Miraç’a bakış
Bu hakikati anlamak için bir hükümdar üzerinden yapılan temsil dikkat çekicidir.
Bir hükümdarın devlet içerisinde birbirinden farklı görev alanları vardır. Adliyede hâkim, askeriyede kumandan, mülkiyede sultan, ilim alanında ise farklı bir makam sahibi olarak görünür.
Aslında bütün bu makamların sahibi tek bir hükümdardır.
Ancak hükümdarın her dairedeki görünüşü ve vazifesi farklıdır.
İşte kâinatta da Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellileri böyledir. Rahîm ismi ayrı bir tecelliyle, Kadîr ismi başka bir tecelliyle, Hakîm ismi başka bir tecelliyle kendisini gösterir.
Fakat bütün bu farklılıkların arkasında tek bir Zât-ı Zülcelâl vardır.
Miraç ile Peygamber Efendimiz’e (SAV) bu İlâhî saltanatın farklı daireleri gösterilmiş ve böylece onun peygamberlik vazifesinin kapsamı daha geniş bir şekilde ortaya konulmuştur.
Semavâtın farklı mertebelerinde peygamberlerle görüşme
Miraç hadisesinin dikkat çeken yönlerinden biri de Peygamber Efendimiz’in (SAV) semavât tabakalarında önceki peygamberlerle görüşmesidir.
Hz. Âdem’den (AS) Hz. İbrahim’e (AS), Hz. Musa’dan (AS) Hz. İsa’ya (AS) kadar uzanan peygamberlik silsilesi, Miraç hadisesinde Hz. Muhammed’in (SAV) peygamberliğiyle buluşmaktadır.
Her peygamber, Allah’ın isim ve sıfatlarından belirli tecellilere mazhar olmuştur.
Örneğin Hz. Musa’nın (AS) Allah’ın kelâm sıfatıyla özel bir münasebeti vardır. Hz. İsa’nın (AS) yaratılışında ise Allah’ın kudretinin olağanüstü bir tecellisi görülmektedir.
Peygamber Efendimiz (SAV) ise bütün peygamberleri tamamlayan ve bütün insanlığa gönderilen son peygamber olması sebebiyle daha kuşatıcı bir makama sahiptir.
Bu nedenle Miraç sırasında peygamberlerle görüşmesi, peygamberlik zincirinin bütünlüğünü ve Hz. Muhammed’in (SAV) bu silsile içerisindeki eşsiz makamını da göstermektedir.
Hz. Muhammed (SAV) neden bütün kâinatla alakalıdır?
Peygamber Efendimiz’in (SAV) nübüvveti yalnızca belirli bir topluma veya belirli bir zamana mahsus değildir.
Onun getirdiği Kur’an bütün insanlığa hitap eder. İman, ibadet, ahiret, güzel ahlak, kulluk ve insanın yaratılış gayesi gibi temel meselelerde insanlığa rehberlik eder.
Bu nedenle onun peygamberlik vazifesinin bütün kâinatla bağlantılı olduğu ifade edilir.
Miraç da bu umumî peygamberliğin gerektirdiği büyük bir müşahede olarak değerlendirilir.
Peygamber Efendimiz (SAV), kâinatın farklı tabakalarını görerek Allah’ın rububiyetini müşahede etmiş ve insanlığa döndüğünde bu büyük hakikatleri tebliğ etmiştir.
Kab-ı Kavseyn makamı Miraç’ın zirvesini oluşturuyor
Miraç yolculuğunun en yüksek noktalarından biri Kab-ı Kavseyn makamıdır.
Bu makam, kul ile Rabbi arasındaki yakınlığın en yüksek ifadelerinden biri olarak anlatılır.
Peygamber Efendimiz (SAV), semavâtı geçerek İlâhî huzura mazhar olmuş, Allah’ın izniyle eşsiz bir yakınlık ve müşahede makamına ulaşmıştır.
Burada önemli olan nokta, bu yolculuğun sıradan bir insan seyahati olmadığıdır.
Miraç, Allah’ın sonsuz kudretiyle gerçekleşen bir mucizedir.
Allah için gökleri ve yeri yaratmak ne kadar mümkün ve kolay ise, Peygamber Efendimiz’i (SAV) semavâtın ötesine yükseltmek de O’nun kudreti açısından mümkündür.
Kâinattaki düzen Miraç’ın anlaşılmasına nasıl yardımcı oluyor?
Miraç’ın mümkünlüğünü anlamak için önce kâinatın kendisine bakmak gerekir.
Yeryüzünde küçücük bir sineğin yaratılışından gökyüzündeki yıldızların hareketlerine kadar muazzam bir düzen bulunmaktadır.
Bir insan bedeninde milyonlarca farklı işlem aynı anda gerçekleşir. Hücreler, organlar ve damarlar birbirleriyle uyum içerisinde çalışır.
Güneş ve gezegenler belirli düzen içerisinde hareket eder.
Mevsimler birbirini takip eder.
Bitkiler belirli vakitlerde filizlenir, çiçek açar ve meyve verir.
Bütün bu hadiseler, kâinatın başıboş ve sahipsiz olmadığını gösteren işaretler olarak değerlendirilir.
Böylesine büyük bir kâinatı yaratan ve idare eden Allah’ın kudreti, insanın alıştığı fizikî sınırlarla kayıtlı değildir.
“Miraç mümkün olabilir ama gerçekleşti mi?” sorusuna cevap
Miraç hakkında akla gelebilecek sorulardan biri de şudur:
“Bir şeyin mümkün olması, onun mutlaka gerçekleştiğini göstermez. Peki Miraç’ın gerçekleşmesine dair örnekler var mıdır?”
Bu soruya verilen cevap, insanın kendi hayatındaki farklı algı ve idrak seviyelerinden hareket eder.
İnsan gözüyle çok uzak bir yıldızı görebilir.
Aklıyla milyonlarca kilometre uzaklıktaki gök cisimlerini hesaplayabilir.
Bilim insanı, zihnî ve ilmî kabiliyetiyle insan bedeninden galaksilere kadar uzanan sistemleri inceleyebilir.
Mümin ise namazda beden olarak bulunduğu yerdeyken kalbi ve ruhuyla Allah’a yönelir.
İman ve maneviyat yolunda ilerleyen insanların kalbî ve ruhî yükselişleri de İslam tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Dolayısıyla insanın maddî bedeninin bulunduğu mekânla, aklının ve ruhunun ulaşabildiği mertebelerin aynı sınırlarla değerlendirilmesi gerekmez.
Peygamber Efendimiz’in (SAV) Miraç’ı neden eşsizdir?
İnsanların zihnî veya ruhî yolculukları ile Peygamber Efendimiz’in (SAV) Miraç’ı aynı seviyede değildir.
Çünkü Hz. Muhammed (SAV), bütün peygamberlerin imamı, bütün müminlerin rehberi ve peygamberlerin sonuncusudur.
Onun Miraç’ı da kendi makamına uygun, eşsiz bir mucize olarak gerçekleşmiştir.
Meleklerin farklı âlemler arasında hareket etmesi, evliyaların ruhî yükselişleri ve insanların akıl yoluyla çok uzak mesafeleri kavrayabilmesi, Miraç’ın mümkünlüğünü anlamaya yardımcı olan örnekler olarak ele alınabilir.
Fakat Peygamber Efendimiz’in (SAV) Miraç’ı bunların tamamından daha yüksek ve farklı bir hadisedir.
Miraç sadece Peygamber Efendimiz’in (SAV) şahsına ait bir müjde değildir
Miraç’ın Müslümanlar açısından taşıdığı anlam yalnızca Peygamber Efendimiz’in (SAV) yaşadığı olağanüstü bir hadiseden ibaret değildir.
Bu büyük yolculuk, insanın Allah’a kulluk yolunda ulaşabileceği yüksek mertebeleri de hatırlatır.
Namazın müminin miracı olarak görülmesi de bu açıdan anlam kazanır.
Mümin namazda dünyadan tamamen kopmadan, bedeniyle bulunduğu yerde Allah’ın huzuruna yönelir.
Kalbiyle dua eder, Rabbine niyazda bulunur ve kulluğunu ortaya koyar.
Bu nedenle Miraç, Müslüman için yalnızca geçmişte yaşanmış bir mucize değil, Allah’a yönelişin ve kulluğun yüksek manasını hatırlatan bir hakikattir.
Miraç, kâinat ile insan arasındaki bağı da gösteriyor
Kâinat büyük bir kitap gibi düşünüldüğünde, insan da bu kitabın manasını okuyabilecek bir muhatap olarak karşımıza çıkar.
Yıldızlar, güneş, ay, yeryüzü, canlılar ve insanın kendi bedeni Allah’ın kudretini gösteren farklı eserlerdir.
Ancak bunların ne anlama geldiğini anlayabilmek için akıl ve şuur gerekir.
Peygamberler ise insanlara bu büyük kitabın nasıl okunacağını öğretir.
Hz. Muhammed (SAV) bütün insanlığa gönderilen son peygamber olarak, kâinatın yaratılışındaki İlâhî maksatları insanlara bildirmiştir.
Miraç ise onun bu vazifesine uygun şekilde kâinatın büyük hakikatlerini müşahede ettiği eşsiz bir hadise olarak karşımıza çıkar.
Allah’ın kudreti açısından Miraç neden uzak değildir?
İnsanın “Bu nasıl mümkün olabilir?” sorusu çoğu zaman kendi gücünü ölçü kabul etmesinden kaynaklanır.
Bir insanın kısa zamanda çok uzak bir mesafeyi aşamaması, Allah’ın da bunu yapamayacağı anlamına gelmez.
Bir insan bir dağ yaratamaz. Bir tohumu ağaç haline getiremez. Ölmüş bir bedene hayat veremez.
Fakat Allah her an milyonlarca canlıyı yaratmakta, mevsimleri değiştirmekte, toprağı yeniden canlandırmakta ve kâinatı idare etmektedir.
Allah’ın kudreti için zaman, mesafe ve insanın alışkanlıkları birer sınır değildir.
Bu sebeple Miraç’ın hakikati, Allah’ın kudreti esas alınarak değerlendirildiğinde imkânsız bir hadise olarak görülmez.
Miraç’ın en büyük mesajlarından biri: Kulluğun yüceliği
Miraç, Peygamber Efendimiz’in (SAV) en yüksek makamlarından birini göstermesi bakımından aynı zamanda kulluğun ne kadar yüce olduğunu ortaya koymaktadır.
Allah’ın huzuruna yükseltilen kişi, aynı zamanda Allah’ın kulu ve Resulüdür.
Bu durum İslam’da kulluğun insanı küçülten değil, aksine insanı gerçek kemale ulaştıran bir makam olduğunu gösterir.
İnsan Allah’a kulluk ettikçe yaratılış gayesini daha iyi kavrar.
Kâinata daha farklı bakar.
Hayatını yalnızca dünya ile sınırlamaz.
Ölümün bir son değil, başka bir âleme geçiş olduğunu düşünür.
Miraç da bu büyük kulluk yolunun en parlak işaretlerinden biri olarak değerlendirilir.
Miraç, iman eden insan için büyük bir ümit taşıyor
Bugün insan, modern dünyanın bütün imkânlarına rağmen hayatın en temel sorularına cevap aramaya devam ediyor:
“Ben kimim?”
“Nereden geldim?”
“Nereye gidiyorum?”
“Bu kâinat neden yaratıldı?”
“Ölümden sonra ne olacak?”
İslam’ın ortaya koyduğu cevaplar, insanın dünya hayatını ahiret hayatından ayrı görmemesini ister.
Miraç da insanın yalnızca maddî dünyadan ibaret olmadığını gösteren büyük bir hadise olarak iman dünyasında özel bir yere sahiptir.
Peygamber Efendimiz’in (SAV) semavâtı geçerek Allah’ın huzuruna mazhar olması, mümin için Allah’ın kudretinin sınırsızlığını ve insanın manevî yükseliş imkânını hatırlatan büyük bir mucizedir.
Miraç’ın hakikati, insanın yaratılış gayesine açılan bir pencere
Miraç hadisesi, yalnızca gökyüzüne yapılan olağanüstü bir yolculuk şeklinde anlaşılabilecek kadar dar bir hadise değildir.
Bu büyük mucize; Allah’ın kâinat üzerindeki rububiyetini, Peygamber Efendimiz’in (SAV) bütün insanlığa rehber oluşunu, peygamberlerin aynı İlâhî mesajın taşıyıcıları olduğunu ve insanın Allah’a kulluk yoluyla yüksek manevî mertebelere ulaşabileceğini ortaya koyan geniş bir hakikattir.
Peygamber Efendimiz’in (SAV) Burak ile semavâtı geçmesi, peygamberlerle görüşmesi, Kab-ı Kavseyn makamına ulaşması ve ardından insanlığa rehberlik vazifesiyle dönmesi; mümin için Allah’ın kudretinin büyüklüğünü, Resulullah’ın (SAV) makamının yüceliğini ve kulluğun taşıdığı değeri hatırlatan eşsiz bir hadisedir.
Miraç, göğe yükseliş kadar, insanın Allah’a yönelişini de anlatır. Dünyevî hayatın sınırları içerisinde yaşayan insan için bu hadise, gözünü yalnızca yere değil semaya çevirmeyi; kalbini ise dünyanın geçici meşguliyetlerinden kurtarıp Rabbine yöneltmeyi hatırlatan büyük bir iman dersidir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz