Rızık Kaygısı Namazı Unutturmamalı: Çalışmak, Tevekkül Etmek ve Allah'a Güvenmek
İnsanın hayatını sürdürebilmesi için çalışması ve helal rızık araması gerekir. Ancak geçim sıkıntısı, iş yoğunluğu veya gelecek kaygısı Müslümanın namazını terk etmesine sebep olmamalıdır. İslam'ın rızık anlayışında insanın görevi çalışmak, tedbir almak ve helal yollara başvurmaktır; rızkı yaratan ve kullarına ulaştıran ise Allah'tır. Kâinattaki canlıların hayatlarına bakıldığında, en zayıf ve en aciz varlıkların dahi kendileri için hazırlanan rızıklarla beslendiği görülür.
Rızık için çalışmak insanın sorumluluklarından biridir
Dünya hayatında insanın birtakım ihtiyaçları vardır. Yiyecek, içecek, barınma, giyim ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için insanın çalışması gerekir. İslam, insanın tembelliğe yönelmesini veya hiçbir çaba göstermeden başkalarının yardımına bağımlı hâle gelmesini teşvik etmez.
Aksine Müslüman, kendisine verilen akıl, beden, kabiliyet ve imkânları kullanarak helal kazanç elde etmeye gayret eder.
Fakat burada önemli bir ölçü bulunur.
İnsan çalışırken rızkı kendi gücünün mutlak sonucu olarak görmemelidir. Çünkü insanın çalışması bir sebeptir. Sebepleri yaratan, onların sonuç vermesini sağlayan ve rızkı takdir eden ise Allah'tır.
Bu nedenle çalışmak ile tevekkül arasında bir çelişki bulunmaz.
En güçlü olan değil, Allah'ın rızıklandırdığı yaşar
Tabiat dikkatle incelendiğinde rızık meselesinin yalnızca güç ve kabiliyet üzerinden açıklanamayacağı görülür.
Dünyadaki bazı canlılar son derece güçsüzdür. Buna rağmen hayatlarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları rızık kendilerine ulaştırılır.
Özellikle yavrular bunun en açık örneklerinden biridir.
Yeni doğmuş bir yavru, kendi yiyeceğini bulabilecek durumda değildir. Ne avlanabilir ne de kendi başına yiyecek temin edebilir. Buna rağmen onun beslenmesi için gerekli imkânlar yaratılmıştır.
İnsan yavrusu için de aynı durum söz konusudur.
Dünyaya gelen bir çocuk, hayatının ilk dönemlerinde tamamen başkalarının bakımına muhtaçtır. Kendi geçimini sağlayamaz, yiyeceğini arayamaz ve hayatını tek başına sürdüremez. Buna rağmen rızkı hazırlanır ve kendisine ulaştırılır.
Bu tablo, insanı rızkın kaynağı üzerine düşünmeye sevk eder.
Rızık yalnızca insanın hesabına ve gücüne bağlı değildir
İnsan çoğu zaman sahip olduğu işi, maaşı, birikimi veya ticari imkânları rızkının garantisi gibi görebilir.
Elbette bunların tamamı önemlidir.
İnsan işini korumak için gayret etmeli, ticaretini geliştirmeli, mesleğinde kendisini yetiştirmeli ve geleceği için tedbir almalıdır.
Fakat bütün bunlar rızkın kendisi değildir; rızka ulaşmak için kullanılan sebeplerdir.
Bu ayrım özellikle ekonomik sıkıntı dönemlerinde önem kazanır.
İşini kaybeden veya gelirinde düşüş yaşayan insan, bütün kapıların kapandığını düşünebilir. Oysa mümin açısından bir sebebin ortadan kalkması, Allah'ın rızık verme kudretinin ortadan kalkması anlamına gelmez.
Bir kapı kapanabilir, başka bir kapı açılabilir.
Bir iş bitebilir, başka bir iş başlayabilir.
Bir kazanç yolu sona erebilir, hiç hesapta olmayan başka bir imkân ortaya çıkabilir.
Bu anlayış insanı rehavete değil, ümit ve gayrete yöneltmelidir.
Geçim sıkıntısı namazı terk etmek için gerekçe olamaz
Rızık konusunda en önemli meselelerden biri de geçim derdi ile ibadet arasındaki dengedir.
İnsan yoğun çalışabilir.
Sabah erken saatlerde işine gidebilir, akşam geç saatlere kadar çalışabilir. Ticaretle uğraşabilir, ailesinin geçimini sağlamak için büyük sorumluluklar üstlenebilir.
Fakat bütün bunlar namazın terk edilmesini haklı hâle getirmez.
Çünkü namaz, insanın yalnızca boş zamanlarında yaptığı bir ibadet değildir.
Namaz, Müslümanın günlük hayatının merkezinde bulunan temel kulluk vazifelerinden biridir.
Bu nedenle "Geçimimi sağlamam gerekiyor" düşüncesi, namazı tamamen hayatın dışına çıkarmak için bir gerekçe hâline getirilmemelidir.
Tam tersine insan, çalışma hayatını namaz vakitlerine göre düzenlemek için elinden gelen gayreti göstermelidir.
Tevekkül tembellik değildir
Tevekkül konusu da rızık bahsiyle birlikte doğru anlaşılması gereken önemli bir meseledir.
Tevekkül, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemek değildir.
Bir insanın "Nasıl olsa Allah rızkımı verir" diyerek çalışmayı bırakması, sorumluluklarını yerine getirmemesi ve başkalarının üzerine yük olması doğru bir tevekkül anlayışı değildir.
Gerçek tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmasıdır.
Çiftçi toprağını eker.
Tüccar ticaretini yapar.
İşçi emeğini ortaya koyar.
Öğrenci eğitimine çalışır.
Doktor hastasını tedavi eder.
İnsan bütün bu sebeplere başvurur; fakat neticenin tamamen kendi kontrolünde olmadığını bilir.
Helal kazanç için çalışmak da ibadet olabilir
İslam'da çalışmanın yalnızca maddi bir faaliyet olarak görülmemesi de önemlidir.
Bir Müslüman ailesinin geçimini sağlamak, kimseye muhtaç olmamak, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak ve toplum içinde faydalı bir insan olmak niyetiyle çalışabilir.
Bu durumda yaptığı işin niteliği kadar niyeti de önem kazanır.
Helal kazanç elde etmek için verilen emek, güzel bir niyetle manevi bir değer kazanabilir.
Bu nedenle İslam'ın dünyaya bakışı "Çalışma, sadece ibadet et" şeklinde değildir.
Doğru anlayış; çalış, üret, helal kazan, sorumluluklarını yerine getir ve bütün bunları yaparken Allah'ı unutma şeklindedir.
İnsan sebeplere değil, sebepleri yaratana güvenmeli
Hayatın içerisinde insanın karşısına pek çok sebep çıkar.
Maaş, iş yeri, müşteri, ticaret, tarla, meslek, sermaye ve insan ilişkileri bunlardan bazılarıdır.
Fakat hiçbir sebep kendi başına mutlak bir güç değildir.
Bir insan yıllarca çalıştığı işini bir anda kaybedebilir. Çok kazandıran bir ticaret beklenmedik şekilde zarar edebilir. Büyük bir yatırım beklenen sonucu vermeyebilir.
Buna karşılık insanın hiç hesaplamadığı bir fırsat ortaya çıkabilir.
Bütün bunlar insana dünyanın değişken olduğunu gösterir.
Bu sebeple Müslümanın kalbi sebeplere bağlanırken Allah'ı unutmamalıdır.
Rızık endişesi insanı tüketmemeli
Gelecek kaygısı, insanın bugününü de elinden alabilir.
"Yarın ne olacak?"
"Param yetmezse ne yapacağım?"
"İşimi kaybedersem aileme nasıl bakacağım?"
"Çocuklarımın geleceği ne olacak?"
Bu sorular zaman zaman herkesin zihninden geçebilir.
Ancak sürekli korku içerisinde yaşamak insanın hem ruhunu hem de ibadet hayatını olumsuz etkileyebilir.
İslami bakış açısı burada insana bir denge sunar.
Tedbir al.
Çalış.
Tasarruf et.
Helal kazanç peşinde ol.
Fakat geleceğin tamamını kendi kontrolünde görme.
Allah'a güven.
Namaz, dünya işlerinin önünde bir engel değil
Namaz kılan bir insanın işini bırakması veya dünyadan tamamen elini çekmesi gerekmez.
Aksine Müslüman hayatın içerisinde aktif olarak bulunabilir.
İşini yapar, ticaretini gerçekleştirir, ailesine bakar, eğitim alır, üretir ve topluma katkı sağlar.
Bütün bunları yaparken namazını da muhafaza eder.
Buradaki temel mesele zaman yönetiminden daha derin bir anlam taşır.
İnsanın neyi önceliklendirdiği önemlidir.
Bir insan para kazanmayı hayatının en büyük amacı hâline getirirse, zaman içerisinde para onun için bir araç olmaktan çıkar ve amaç hâline gelir.
Oysa İslami anlayışta dünya nimetleri birer araçtır.
Asıl hedef Allah'ın rızasını kazanmaktır.
Fakirlik korkusu insanı harama sürüklememeli
Rızık endişesinin bir başka tehlikesi de insanı haram kazanç yollarına yöneltebilmesidir.
Maddi sıkıntıya düşen kişi bazen kısa yoldan para kazanmak isteyebilir.
Haksız kazanç, faiz, kul hakkı, dolandırıcılık, yalan veya başkasının hakkını yemek gibi yanlış yollar bu noktada insanın karşısına çıkabilir.
Oysa Müslüman için kazancın miktarı kadar kaynağı da önemlidir.
Çok kazanmak tek başına başarı değildir.
Asıl başarı, Allah'ın razı olacağı şekilde kazanmaktır.
Bu nedenle rızık endişesi insanı namazdan uzaklaştırmamalı, aynı şekilde haram kazanca da sürüklememelidir.
Allah'a güvenmek insana ümit verir
Rızkın Allah'ın elinde olduğunu bilmek, insanın bütün sıkıntılarının bir anda ortadan kalkacağı anlamına gelmez.
Ancak insanın sıkıntıya bakışını değiştirir.
Mümin, elinden gelen gayreti gösterdikten sonra Allah'ın kendisini sahipsiz bırakmayacağına inanır.
Bu inanç, insanın zorluklar karşısında ayakta kalmasına yardımcı olur.
İşini kaybettiğinde yeniden çalışır.
Ticaretinde zarar ettiğinde yeniden toparlanmaya gayret eder.
Bir kapı kapandığında başka bir kapı arar.
Fakat hiçbir aşamada ümidini tamamen kaybetmez.
Çünkü onun için rızık yalnızca bugünkü maaştan veya mevcut işten ibaret değildir.
Asıl mesele rızkı ararken Rezzak'ı unutmamak
İnsanın dünya hayatındaki mücadelesi devam edecektir.
Herkes çalışacak, kazanacak, harcayacak ve geleceğini düşünmeye devam edecektir.
Fakat bütün bu faaliyetlerin içerisinde unutulmaması gereken temel hakikat şudur:
İnsan rızkı kazanmak için çalışır; fakat rızkı yaratan Allah'tır.
İnsan sebeplere başvurur; fakat sebeplerin sonuç vermesini sağlayan Allah'tır.
İnsan ailesinin geçimini sağlamak için gayret eder; fakat hayatı ve nimetleri veren Allah'tır.
Bu anlayış, insanı hem çalışkan hem de tevekkül sahibi olmaya yönlendirir.
Sonuç: Çalışmaktan vazgeçme, fakat namazından da vazgeçme
Rızık meselesinde dengeli bir Müslüman tavrı ortaya koymak gerekir.
İnsan çalışmalıdır.
Helal kazanç için gayret göstermelidir.
Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamalıdır.
Kimseye yük olmamaya çalışmalıdır.
Geleceği için tedbir almalıdır.
Ancak bütün bunları yaparken namazını terk etmemeli ve rızkın gerçek sahibini unutmamalıdır.
Çünkü dünya hayatındaki işlerin tamamı geçicidir. İş değişebilir, maaş azalabilir, servet kaybedilebilir veya yeniden kazanılabilir. Fakat insanın Allah'a karşı kulluk sorumluluğu hayatının temel hakikatlerinden biridir.
Bu nedenle geçim sıkıntısı yaşayan bir Müslümanın kendisine hatırlatması gereken en önemli ölçülerden biri şudur:
Rızkım için çalışacağım, fakat rızık uğruna Rabbime karşı vazifemi terk etmeyeceğim.
Çalışırken Allah'a güvenmek, helal kazanç ararken namazı muhafaza etmek ve sebeplere sarılırken kalbi Allah'a bağlamak, rızık meselesindeki en önemli denge noktalarından biridir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz