İnsan İyilikte Sınırlı, Kötülükte Çok Daha Etkili Olabilir! Gücün Doğru Kullanılması Neden Önemli?
İnsan, sahip olduğu akıl, irade ve yetenekler sayesinde büyük işler başarabilecek bir varlıktır. Ancak bu güç doğru kullanılmadığında aynı imkanlar büyük zararlara da yol açabilir. İnsanın iyilik ve yapıcı işler gerçekleştirme kapasitesi kendi imkanlarıyla sınırlıyken, kötülük ve yıkımın etkisi çok daha geniş alanlara yayılabilir. Bu nedenle insanın gücüne güvenmek yerine Allah'ın yardımına dayanması, sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve sahip olduğu imkanları hayır yolunda kullanması gerekir
İnsan, kendisine verilen akıl ve irade sayesinde diğer canlılardan farklı bir konumda bulunuyor.
Düşünebiliyor, karar verebiliyor, plan yapabiliyor ve aldığı kararların sonuçlarını değiştirebiliyor.
Bir insanın elinde çok büyük maddi imkanlar bulunmasa bile bilgisiyle, emeğiyle veya güzel bir davranışıyla başka insanların hayatına dokunması mümkün.
Ancak aynı insan, sahip olduğu imkanları yanlış kullandığında ortaya çıkan sonuçlar kendi hayatıyla sınırlı kalmayabiliyor.
Bazen tek bir karar bir aileyi etkiliyor.
Bazen tek bir söz bir insanın hayatında derin bir iz bırakıyor.
Bazen küçük görülen bir hata, zaman içerisinde çok daha büyük bir problemin başlangıcına dönüşüyor.
Bu durum insanın sahip olduğu gücün beraberinde büyük bir sorumluluk da getirdiğini gösteriyor.
İnsan iyilik yaparken neden kendi imkanlarıyla sınırlı?
Bir insan başka birine yardım etmek istediğinde öncelikle kendi sahip olduğu imkanlara başvuruyor.
Maddi durumu elveriyorsa ihtiyaç sahibine destek oluyor.
Bilgisi varsa bilgisini paylaşıyor.
Zamanı varsa bir başkasının yanında bulunuyor.
Mesleğiyle insanlara fayda sağlayabiliyor.
Bir eser ortaya koyarak kendisinden sonra gelen insanlara katkıda bulunabiliyor.
Fakat bütün bunların doğal bir sınırı var.
Bir insan ne kadar zengin olursa olsun bütün ihtiyaç sahiplerine ulaşamaz.
Ne kadar bilgili olursa olsun her problemi çözemez.
Ne kadar güçlü olursa olsun bütün insanların yükünü taşıyamaz.
Dolayısıyla insanın doğrudan gerçekleştirdiği hayırlar, büyük ölçüde kendi imkanlarının sınırları içerisinde kalıyor.
Fakat yıkım aynı sınırlar içerisinde kalmayabilir
Kötülük ve tahribat söz konusu olduğunda ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
Bir insanın yaptığı yanlış, yalnızca kendisine zarar vermeyebilir.
Bir aileyi etkileyebilir.
Bir iş yerinde güven ortamını bozabilir.
Bir topluluk içerisinde çatışmaya neden olabilir.
Bir kişinin itibarını zedeleyebilir.
Hatta yanlış davranışın başkaları tarafından devam ettirilmesi halinde etki alanı daha da genişleyebilir.
Bu nedenle yıkıcı bir davranışın sonuçları, onu gerçekleştiren kişinin sahip olduğu fiziksel güçten çok daha büyük olabilir.
İnsan küçük bir hareketle büyük bir zincirin ilk halkasını oluşturabilir.
Bir sözün etkisi yıllarca sürebilir
Bazen insanın elinde herhangi bir maddi güç bulunmaz.
Ancak söylediği bir söz bile ciddi sonuçlar doğurabilir.
Öfkeyle söylenen bir söz karşısındaki insanı incitebilir.
İncinen kişi başka bir tartışmaya girebilir.
Aile içerisinde huzursuzluk başlayabilir.
Çocuklar bu ortamdan etkilenebilir.
Böylece birkaç saniyede söylenen bir söz, yıllarca devam edebilecek sonuçların başlangıcı haline gelebilir.
Aynı durum iftira, dedikodu ve haksız suçlamalar için de geçerli.
Bir kişinin hakkında ortaya atılan yanlış bir iddia, gerçek olmadığı halde insanların kanaatini değiştirebilir.
Özellikle iletişim araçlarının bu kadar hızlı olduğu günümüzde, yanlış bir bilginin etkisi çok daha geniş bir alana ulaşabiliyor.
İyilik de zincirleme şekilde büyüyebilir
Ancak bu durumun olumlu bir tarafı da bulunuyor.
Bir insanın yaptığı iyilik de kendisinden çok daha geniş bir çevreye ulaşabilir.
Bir öğretmen öğrencisine güzel bir davranış kazandırabilir.
O öğrenci yıllar sonra başka insanlara aynı anlayışı gösterebilir.
Bir insan ihtiyaç sahibine yardım edebilir.
Yardım gören kişi başka bir zamanda başka birine destek olabilir.
Böylece başlangıçta küçük görünen bir iyilik, insanlardan insana aktarılarak büyüyebilir.
Bu nedenle insanın yaptığı güzel davranışların etkisi yalnızca o anla sınırlı olmak zorunda değil.
İnsan kendi gücünü neden sınırsız görmemeli?
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, sahip olduğu imkanları olduğundan daha büyük görmesi olabilir.
İnsan bilgi sahibi olduğunda her şeyi bildiğini düşünebilir.
Maddi imkanları arttığında her problemi çözebileceğine inanabilir.
Makam sahibi olduğunda insanlara istediği gibi hükmedebileceğini zannedebilir.
Güç kazandığında ise kendisini sınırların üzerinde görebilir.
Oysa insanın bilgisi sınırlı.
Ömrü sınırlı.
Bedeni sınırlı.
Gelecek hakkındaki bilgisi sınırlı.
Hatta kendi hayatında birkaç saat sonra ne olacağını bile kesin olarak bilemiyor.
Bu gerçek, insanın kendi gücüne mutlak anlamda güvenmemesi gerektiğini gösteriyor.
Tevekkül insanı pasif hale getirmiyor
Burada tevekkülün doğru anlaşılması büyük önem taşıyor.
Tevekkül, insanın hiçbir şey yapmadan beklemesi değildir.
İnsan çalışmalı.
Tedbir almalı.
Sorumluluğunu yerine getirmeli.
Elindeki imkanları kullanmalı.
Fakat bütün bunların sonucunu yalnızca kendi gücüne bağlamamalı.
İnsan elinden geleni yaptıktan sonra kendi kontrolünün dışında kalan sonuçları Allah'a bırakabilmeli.
Bu anlayış insanı hem kibirden hem de aşırı endişeden koruyabilir.
Çünkü insan kendi sınırlarını bildiğinde, kontrol edemediği her şeyi kontrol etmeye çalışmanın yükünden de kurtulabilir.
Dua, insanın gerçek konumunu hatırlatıyor
Dua da bu noktada önem kazanıyor.
İnsan dua ettiğinde aslında kendi gücünün sınırlı olduğunu kabul ediyor.
Her şeyi kendi başına gerçekleştiremeyeceğini biliyor.
Gücünün yetmediği yerde Allah'tan yardım istiyor.
Bu, insanı değersiz hale getiren bir yaklaşım değil.
Aksine insanın kendi gerçek konumunu fark etmesini sağlıyor.
Çünkü insanın güçlü olması, her şeyi yapabilmesi anlamına gelmiyor.
Gerçek güç, gücünün nerede başlayıp nerede sona erdiğini bilmeyi de gerektiriyor.
İnsan fiziksel olarak birçok canlıdan daha zayıf
İnsan beden gücü açısından düşünüldüğünde doğadaki birçok canlı karşısında oldukça sınırlı.
Bazı hayvanlar insandan çok daha hızlı.
Bazıları çok daha güçlü.
Bazıları doğal savunma mekanizmaları sayesinde insanın sahip olmadığı özelliklere sahip.
Ancak insanın farklı bir avantajı bulunuyor:
Akıl.
İnsan aklı sayesinde araçlar geliştiriyor, şehirler kuruyor, bilim üretiyor, sanat ortaya çıkarıyor ve çevresini dönüştürüyor.
İşte bu nedenle insanın fiziksel gücünden çok, aklı ve iradesi üzerinden meydana getirdiği sonuçlar önem kazanıyor.
Akıl büyük bir nimet olduğu kadar büyük bir sorumluluk
İnsan sahip olduğu akılla iyiyi ve kötüyü ayırt edebiliyor.
Fakat aynı akılla kötülüğü planlama ve yayma imkanına da sahip.
Bu nedenle akıl yalnızca bir güç değil, aynı zamanda bir sorumluluk.
İnsan ne yaptığını düşünebiliyor.
Sonuçlarını hesaplayabiliyor.
Bir davranışın başkasına zarar verebileceğini anlayabiliyor.
Dolayısıyla bilerek yapılan kötülüğün sorumluluğu da daha büyük hale geliyor.
Teknoloji insanın etkisini daha da büyüttü
Geçmişte bir insanın yaptığı yanlışın ulaşabileceği alan daha sınırlı olabiliyordu.
Bugün ise durum farklı.
Bir paylaşım saniyeler içerisinde binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Yanlış bir bilgi kısa sürede yayılabiliyor.
Bir kişinin yaptığı hata milyonlarca insan tarafından görülebiliyor.
Bu nedenle modern iletişim araçları insanın hem iyilik hem de kötülük üretme kapasitesini büyüttü.
Artık küçük bir davranışın etkisini hesaplarken yalnızca kişinin yakın çevresini düşünmek yeterli olmayabilir.
Yıkmak neden yapmaktan daha kolay?
Bir bina yapmak için aylarca veya yıllarca çalışmak gerekebilir.
Ama bir binayı yıkmak çok daha kısa sürebilir.
Bir insanın güvenini kazanmak uzun zaman alabilir.
Fakat tek bir ihanet o güveni birkaç dakika içerisinde yok edebilir.
Bir çocuğa yıllarca güzel bir eğitim vermek mümkün.
Ancak kötü bir örnek veya yanlış bir davranış onun zihninde uzun süre kalabilir.
Bu nedenle tahrip etmek, inşa etmekten çok daha kolaydır.
İşte insanın şerre karşı dikkatli olması gereken önemli noktalardan biri de budur.
İnsan kendisine verilen gücü emanet olarak görmeli
İnsan sahip olduğu hiçbir gücün gerçek anlamda sahibi değil.
Akıl bir nimet.
Sağlık bir nimet.
Zaman bir nimet.
Maddi imkanlar bir nimet.
Bilgi bir nimet.
Makam ve itibar da geçici imkanlar.
Bunların tamamı insanın elinde bir süreliğine bulunuyor.
Bu nedenle insanın bu imkanları istediği gibi kullanabileceğini düşünmesi yerine, kendisine verilmiş bir emanet gibi değerlendirmesi daha doğru bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Emanet anlayışı ise sorumluluk getiriyor.
İnsan elindeki gücü adalet için kullanmalı.
Zayıfa karşı ezici olmamalı.
Gücünü başkasının hakkını çiğnemek için kullanmamalı.
Kendisine verilen imkanları yalnızca kendi nefsinin çıkarları için tüketmemeli.
Sonuç
İnsan sınırlı bir varlık olmasına rağmen, sahip olduğu akıl ve irade sayesinde etkisi kendi bedeninin ve gücünün çok ötesine ulaşabilecek işler yapabiliyor.
Bir iyilik, insandan insana aktarılıp büyüyebilir.
Bir kötülük de aynı şekilde yayılabilir.
Ancak yıkımın önemli bir özelliği var: Bir şeyi bozmak, onu inşa etmekten çok daha kolay.
Bu nedenle insanın asıl büyüklüğü sahip olduğu gücün miktarında değil, o gücü nasıl kullandığında ortaya çıkıyor.
İslam açısından bakıldığında insanın kendi kudretini mutlak görmemesi, Allah'ın yardımına dayanması, elinden gelen hayrı yapması ve şerden uzak durması gerekiyor.
İnsan ne kadar güçlü olduğunu değil, kendisine verilen gücü hangi amaçla kullandığını sorgulamalı. Çünkü güç bir üstünlük göstergesi olduğu kadar ağır bir emanettir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz